2 Kasım 2009 Pazartesi

sephora'da ezik gibi kaldım


"Siz ne bakmıştınız" diye soran, elindeki malzemeyi sürekli methetmek suretiyle bana itelemeye çalışan kozmetikçi mağaza görevlileri karşısında nasıl bir eziklik duyduğumdan bahsetmiş miydim?

Şimdi ben olduğumdan 8-10 yaş küçük gösterdiğimden lise-üniversite çağlarında, cebinde parası olmayan, mümkün mertebe beleş peşinde koşan tayfanın bir neferi kılığında mağazaya daldığım vakit bi süre sonra görevli tripkar bir tavırla yanımda biter ve "ne bakıyordunuz" buyurur. Ben de o anda bir şey bakmadığımı hatırlayıp suçüstü yakalanmış gibi ortamdan sıvışırım. Yani aslında sıvışmıyorum ama ordan kaçasım geliyor, "öylesine bakıyorum" dediğim, ama baskıya daha fazla dayanamadığım günler olmuyor değil.

Bu durumu epeyce aştım sanıyordum ben, aşamamışım. Pazar günü Sephora'ya gittim, böyle bir erken-öğle vakti. Pazar günü için hala kargaBokunuYemeden sayılabilecek bir saatti, içerde kimseciklerin olmaması da beni teyit eden bir göstergeydi. Bu durumda iyiden iyiye sıkılmış mağaza görevlileri yaşadıkları hayata küfür etmekteyken içeri giren beni görüp bana sardılar. Sardı daha doğrusu, beline fırçalarını kuşanmış bi eleman gelip bana yardımcı olmaya başladı. Aradığım tek bişey var, vaktim de bol, ben de şöyle her markanın ilgili mamulüne bakına bakına, sürüne sürüne gezicem işte. Böyle kah bakınır kah sürünürken beklenen an geldi ve bana yardımcı olmaktan yorulmuş görevli fırçalarından da aldığı güçle "siz nasıl bir şey bakıyorsunuz" buyurdu. O an her ne kadar ordan kaçmak istediysem de aradığımı henüz bulamamış olduğum geldi aklıma. Hem niye kaçıyordum, almak niyetindeydim, henüz alamamıştım. Niyetim bu derece halisken kaçsam, hakkımdaki şüpheleri doğrulamış olmaz mıydım?

Kendimi böyle böyle telkin ederek turumu tamamladım ve kararımı verdim. Tabii oradan çıkıp gitme arzusu ile verilmiş acele bir karardı ama neyse ki yalnız değildim, fikir teatisi ettik, kararımızı verdik. Satın almış olmanın hafifliği ile bi saat daha gezerim mağazayı sanmıştım ama fırçalı adamın nefesini her adımda ensemde hissediyor, "sittir git burdan lan kurcalama her şeyi" diyen suratıyla karşılaşmamak için o tarafa bile bakmıyordum.

Bir de bişey farkettim. Astoria Sephora'da cilt bakım ürünlerini ışıklı raflara dizmişler iyi güzel de, mağaza sıcak, ışıklar sıcak, bozulur lan onlar? Zaten rujlar glosslar filan yavşamış kendinden geçmiş, Nars standı ise bakımsızlıktan orda öksüz yetim gibi kalmış. Hani Nars'ın ne olduğunu bilmesem, bu ne lan hayvan gibi de fiyat biçmişler ehehah derim. (hala diyebilirim aslında o da var.) Böyle böyle dolanırken aklıma en azından cilt bakım ürünlerinin serin raflarda saklandığı bir cilt bakım mağazası, adeta dünyası fikri geldi. (adı da cilt bakım dünyası olur ne kadar orijinal). Gerizekalı Sephora karşıma beline fırça kuşanmış artis tipler çıkaracağına cilt bakım malzemelerini haşlamamayı akıl etse daha iyi değil mi? Şimdi kim ordan bişey alır ki?

Turumun sonuna geldiğimde kasaya varıp aldığım iki parça şeyi ödediğimde görevli hala bana beş karış surat ediyordu. Sephora'dan bir kez daha ayrılırken bir kez daha "buraya da bi daha gelirsem na böyle olayım" dedim içimden.

3 yorum:

Ali dedi ki...

=D

pixie dedi ki...

Peki son cümle kararı uygulanmaya müsait mi :))

hevesli bardak dedi ki...

Bilemiyorum, büyük kararlar insanı değilim pek (:

bunları da bilelim

Related Posts with Thumbnails