21 Aralık 2009 Pazartesi

öyle bir başlık atmak ki mallığı daha orada tescillemek

Haftasonu Avatar'a gittik bir grup insan olarak. Ne haftasonusu, çomartesi gecesi işte. Gören de bütün haftasonunu sinemada geçirdim sanır. Sanmaz ama dimi? aymiiin, vatkayn'ofidiyıt tinks yuspentdihoooolvikend etdımuuviiz?

Avatar evet kafam kadar

Şindi benim avatar mavatar bi fikrim yoktu aslında. Avatar the Last Airbender değil bu arada, James Cameron'ın Avatar bu. Hani 14 sene önce düşünmüş adam, bugüne kısmet olmuş. O işte. Bir nümayiş var belli belirsiz ama hakkında yeterince şey duymamış, okumamışım. Bu sebepten Avatar'ın ne süperŞahaneMuhteşemBambaşka olduğunu bırak, 3 boyut olayını bile sözlükte öylesine denk geldiğim bir entryde gözüme takılan "muhakkak 3d seyredilsin" uyarısı sayesinde öğrendim. Cumartesi ikindi bir arkadaşın dürtmesiyle araştırmaya fırsat kalmadan kendimi mybilet'te buldum.

Böyle işlere neden ilk atlayan ben olurum bilmiyorum. Ben bu huyumdan kurtuldum sanıyordum, kurtulamamışım meğer. Ne zaman ki kalabalık bir arkadaş grubu buluşmaya kalkar, ben kendimi herkese yakın mekan, herkese uygun saat ararken, herkesi tek tek arayıp ısrar ederken bulurum. Ne zaman ki hep beraber bir iş görülecek, bir yere gidilecek, bir hediye alınacak, ben derhal üzerime vazife alıp uygun alternatifleri düşünüp karar verip herkese düşen kısmı paylaştırırım. Bunları da böyle aman bende lider vasfı var, aman ben kitleleri peşimden sürükleyeyim benim istediğim olsun diye değil sade o an geçici bir dumur halinde olduğumdan, biri bir organizasyonumsu demeyegörsün, aklımı bilem kaçırırım. Neticede organizasyonlarda kimilerinden kazara çıkmayan para benden çıkar, kimsenin harcamadığı vakti, fosforu yine ben harcamış olurum. Geç kalındı, ay şu eksik oldu bu eksik oldu diye boşu boşuna stres sıkıntı yaparım. Buna da sonunda sinir olurum. Yine de ortada sahipsiz kalmış bir işi sahiplenmemek için kendime "bıraaak ulan bırak" demem lazım gelir, yüzüme sinsi bir ifade kondurmam gerekir.

Bak şimdi düşündükçe aklıma geliyor... Film şeridi gibi lan, kendimi paso bilet dağıtırken, onu ayarladım bunu hallettim şu olmuyor diye herkese anlatırken görüyorum mal müdürü gibi. Millet ne rahat minakoyim, "ayy şunu da yapsak" diyorlar hooop önlerine alternatifler, biletler, mekanlar. Adamlar aga ben maraba gibi koşturuyorum resmen. Aslında biraz da bunu götü kalkıklığımdan yapıyorum, başkasının yaptığı işi, saatini mekanını filan beğenmem çünkü. Çok dünya skimeyse, gitsem de olur gitmesem de olursa bırakırım biri yapsın. Yok eğer öyle değilse sanki vazife benimmiş de ben yapmazsam herkes alınacakmış, sadece ben gidiyormuşum da millet eşantiyonmuş gibi koştururum. Toplu bilet alımı da bunlardan bir tanesi bak. Halbuki bilete geçen festivalden sonra tövbe etmiştim, yine çok pis gaza geldim. Hem de çok pis.

Ne diyordum, kendimi mybilet'te Avatar'a bilet bakarken buldum ama anam bu 3d ne sıkıntılı şeymiş, ne beter bir şeymiş... Real d si var, imax'i var bi de bikaç bişey daha var. Arkadaş bi teknoloji gelir, hepsi çokafedersin aynı pokun lacivertidir ama herkes kafasına göre isim takar. Bi de isimden bir şey anlamak imkansızdır, sen true bilmemne haa en süperi bu heralde dersin bakarsın meğer o en skik olanıymış. Bu Real D 3D ismini görünce de aklıma direkt o geldi. Şimdi real meal diyorlar kesin bu işte 2D'den hallicesidir dedim içimden ama rahat da edemedim. En sonunda imax'te karar kıldım. Bildiğimiz imax sonuçta dev perde filan, yani teknoloji olarak daha kötü olacak hali yok hepsi perdede oynatıyor, bu adamınki büyük perde. Allah bilir tek farkı da odur ha, hatta kesin odur.

Muhtelif sinemalarda yer durumuna bakınıp imax'te karar kıldıktan sonra işim kolaylaştı zira toplam bir adet imax sinema vardı, o da İstinye Park'taydı. Filmin daha dün gösterime girmiş olması sebebiyle kalan yerler içler acısıydı fakat bu imax salonda nasıl olduysa en arkada bir köşe yer boştu. Hemen köşeden yeterli miktarda bileti kapıp İstinye Park ve imax ve mybilet işbirliğiyle şahane bir miktar domaldım. Yine yeri, saati ben seçmiş, müjdeli haberi kitleme ben vermiştim. Organizatördüm, aslandım.

Mekana şen şakrak varıp mahşeri food court kalabalığında karın doyurduktan sonra salonlara doğru yollandık. Yine şen şakrak bir sıra bekleme sekansı ardından sırada elimizde koca koca patlak mısırlarla göt oluşumuz vardı. Benim köşe möşe ama en arka ehe ehehe diye sevine sevine aldığım biletler en önde çıkmasın mı, ben salonda umutsuzca bir aşağı bir yukarı tepinirken perdenin tam köşesine denk gelen o koltukların soğuk yüzüne bakakalmayayım mı?

E be gerizekalı, e be kazma, insanların bilet almak için birbirini ezdiği koskoca Avatar'a, koskoca İstinye Park'ta sana en arkada yer bırakırlar mı? Hiç mi düşünmedin sen bunu?

Valla hiç düşünmedim. Sebebi de denyo mybilet'in bütün salonların krokisini eyyyle gösterirken istinyeParkAfm salonunu beyyyle göstermiş olmasıydı. Nası diyim sana, tepetaklak. Sağını sol, solunu sağ. Önünü arka, arkasını ön. Anlatabildim mi? (Bugün tekrar baktım, baktım ve İstinye Park sineması ile Nautilus sineması arasındaki fiyat farkını da görmüş oldum. Kalbim bir kez daha kırıldı, yüreğim yandı.)

Yerimi ve bu yaptığım mütttiişş hatayı o derece kabullenememiştim ki o kadar olurdu. Reklamlar başladığında hala koltuğuma karşısından bakıyordum diyim, o kadar. Aslında salonda hasbel kader boş yer bulur muyum diye bakınıyordum bi yandan da çakal gibi. Netekim yoktu, zaten aslında sinirden boş boş bakıyordum ben be, kendimle beraber şu seyir zevkinin içine ettiğim insanlardan ne kadar özür dilesem azdı, bıraksalar oturup ağlayacaktım da olsun molsun diye teselli ettiler, ondan sonra yerime oturabildim.

Film başlayınca da dayanamayıp gittim ortalarda bir yere merdivenlere oturdum. Onlara da teklif ettim ama gelmediler, ya en önden film seyretmemişlerdi, ya da daha kötüsü, en önden üj boyutlu film seyretmemişlerdi. Belki de basitçe umurlarında değildi, bense o an verseler en arkadan beş kişinin kafasını koparabilirdim. Neyse.

Gittim merdivenlere oturdum tek başıma, sevgilim sevdiceğim bile gelmedi.

Bir filme hazırlıksız gitmenin en poktan taraflarından biri de ne kadar süreceğini bilmemekmiş dostlar. Filmin arasız 3 saat olacağını bilsem o merdivenlerde yine otururdum ama, hiç değilse altıma bir şey alırdım da hem baş ağrısından hem göt ağrısından kıvranmazdım.

Eskimişim zira, göz möz beyin 3 boyut olayını proses ederken encük gibi olmuş, çıkışta eşşek gibi başım ağrıyordu. Köşeden seyretmeye tercih ederdim o ayrı.

Daha kolay yollarını da biliyorum, vatyusii iz vatyuget olanlar misal.

Filmin kendisiyle ilgili de bi çift laf ederdim ama, onu sonra edeyim. Kol gibi yazı oldu zaten kim okuyacaksa.

4 yorum:

Elmoş dedi ki...

Ben okuyacaktım, keşke yazaydın.

Filmi de bir o kadar merak etmiyorum aslında, ne yazsan kabullenecektim. Zaten anladık televizyonda dönüp duran reklamından; vay mavi yaratıklar, vay insanperver değiller, sonra Amerikan askeri gidip onlara da uygarlık öğretiyor, bir de bu diyardan mavi dilber seviyor. Fakat aşklarına büyük bir engel var, kabile reisi önlerinde duruyor. Zaten ordu göreve çağırıyor, "geri dön, sensiz ne yaparız" diye. ULAN, adamın ayağı yok daha ne yapsın sizin için? Gelse Irak'ta sırtında top mu taşıtacaksınız? Yok, "illa gel, valla gel". En sonunda da dünyaya dönmeyip bacaklarına kavuştuğu uzak dünyasında dilberiyle takılmaca. Veyahut "vatanım, canım Amerika" deyip bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş üslubunda gerçeküstü saçmasapanlama.

14 yıl bu teknolojiyi beklemiş, kafayı da buzluğa koymuş bekletmiş galiba. Titaniğe ağız büktüler, en azından gerçek bir yarım gemi inşa etmiş, bir de yetişkin ayı boyutunda Kate Winslet oynatmıştı adam. Bu sefer teknoloji diyorlar ama bir uçan araba, bir koşan robot bile üretememişler. Mütemadiyen Piksar animasyonları izleyen güzel sanatlar tayfasına çevirdiler ortamı.

hevesli bardak dedi ki...

Vay anasını fragmandan konu o derece net seçiliyordu demek? İyi ki seyretmemişim he...

Şimdi şöyle, konu evet okkadar bassit. Sonunda ne olacağını söylemeyeyim ama. Olay bir "sana ihtiyacımız var"dan ziyade "o kıçını hemen buraya getirmeni söylüyorum ve bu bir emirdir" havasında. Tabii bacakları olmayan adam burada "kaybedilecek pek az şeyi olan adam" "emiri komutayı sklemeyen enkaz asker" tiplemesinin tezahürü olduğundan ve enteresan şekilde insan türüne ait tiplerin tamamı son derece karikatür olduğundan konu klişenin de klişesi gibi görünüyor.

Neyse, ben yazayım bunu, ama seyret bence üç boyut falan güzel şeyler lan adamlar yapmış (:

Merope dedi ki...

yevrum, ben daha izlemedim dolayısı ile yazını da okuyamadım:DDD

ama su blogunun temasını deegistirrr bilgisayar mühendissin sen silkin ve özüne don dshkaslfasfkjsd 256 lık notebook u da atmışın zaten..

hevesli bardak dedi ki...

Henüz sipoylir yok gönlünce okuyabilirsin, olduğu zaman yazarız icabında.

Temanın nesi var lan mis gibi eli yüzü düzgün götü başı sabit tema işte.

(ya o değil de, fotoşop tasarımdan kompile css/html yapabilen bir insanım, blogumun temasına kuş bile konduramadım. evet geçimimi sağlamak için bir dönem css de yazdım ayıp mı ha ayıp mı!)

bunları da bilelim

Related Posts with Thumbnails