14 Ağustos 2009 Cuma

telefon numarasını sürekli değiştiren pis pinti

Aranamayan, arandığında ulaşılamayan, telefonuna "bu numara kullanılmamaktadır"lar ya da anne, koca, kardeş benzeri aile üyeleri cevap veren tipler, evet onlardan bahsediyorum, onlar telefon numarasını sürekli değiştiren dallamalar.

Bunları arayıp sormamak müstehak, aramıyorsun demeye kalkarsa da ağzına ağzına vurmak lazım. Sanki ben senin sürekli değiştirdiğin numaranı takip etmek zorundayım, sanki ben seni ararken sürekli akrabalarınla muhatap olmak zorundayım, sanki o kadar adamla konuştuktan sonra hala seninle konuşmayı isteyeceğim kadar muhteşem bir insansın... Sabrımı tükettin, ömrümü bitirdin. Başbakansın sanki her aradığımda telefonuna başkası çıkıyor, ben kardeşiyim telefonları değiştik de. Mal mısın arkadaşım sen, elindeki numarayı bütün arkadaş portföyüyle neden elaleme veriyorsun? Kimsenin numarası lazım olmuyor mu sana?

İnsan telefon numarasını neden değiştirir? Neden? O amunakoduğum operatör üç kuruş ucuza konuşturuyor diye he mi? Ben senin o küçük hesapçı kafanın içine sıçayım o zaman. Üç kuruş cebinde kalacak sandın, babayı almışsındır inşallah, sil lan telefonumu rehberinden... Senin gibi adamı arayan soranı da eşşekler siksin.

Başka? Harbiden sordum çünkü, aga dedim neden değişiyor bu numara böyle, ne ayak dedim, "o numara herkeste vardı". Vay anam vay gerekçeye bak, orospu musun sen, niye telefonunu herkes birbirine dağıtıyor? Konuşmak istemediğin adamlara a.k.a herkese neden veriyorsun numaranı? Ya da ne diye bi zamanlar numaranı verdiğin adamlardan kaçmaya çalışıyon peki, yamuk mu yaptın dengesiz misin? Yoksa hayatına sık sık yeniden yön verenlerden misin?

Aynı böyle düzenli olarak çevre değiştiren, telefon numarası değiştiren, msn değiştiren karılar var. Ay herkeste vardı, e verme olmasın herkeste? Kafana silah mı dayadılar, neden benim telefonum herkeste yok? Neden hala ilk aldığım telefon numarasını, ilk kaydolduğum msn adresini kullanıyorum acaba?

Nasıl oluyor da oluyor?

Bi gün lazım olur kenarda dursun diye abuk subuk herifleri listeme ekleyip kırıtmadığım için olabilir mi? Sürekli birbirine yamuk yapan arkadaş gruplarında profesyonel yamuk yapıcı, arkadaşının ex iyle çıkıcı değilim ondan olabilir mi peki? Ya da basitçe telefonu sadece konuşmak, iletişim kurmak, aradığımı bulmak ve arandığımda bulunmak için kullanıyorum, ne diyorsun yavrum yanlışlarda mıyım?

Bu telefon işini ciddiye alalım bak lütfen diyorum rica ediyorum.

çarli harpır gömleği


Two and a Half Men'in Charlie Harper'ı var ya, ev sahibi hani, abisiyle oğlunu evde besleyen pezeveng tipli bir arkadaş? Onun gömleklerine site yapmışlar aha;

http://www.charlieharpershirts.com/homepage.html

Şaka değil üstelik, ciddi ciddi bu gömleklerden almak, alıp üstüne giymek isteyen varmış.

Sırf bu gömlekler yüzünden ben bu diziyi böyle baya eski bi şey sanıyodum da Emmy'e filan aday olduğunu görünce şaşırdım kaldıydım. Yani şu envai çeşit giyim malzemesinin bulunabildiği çağımızda bu derece çirkin gömlekleri bu derece cepli şortlarla, alabildiğine beyaz çoraplarla kombinleyen, saçları inanılmayacak derecede demode bir insanın kadın götürebilitesi ancak geçmiş zamanlarda mümkün gibi gelmişti, yanlışım varmış.

4 Ağustos 2009 Salı

d'oh!

Bu metal saplı çaydanlıkları, tencere kapaklarında metal tutacakları kim icat ediyor allasen? Malzeme teknolojisi bu kadar gelişmişken, yüksek ısı iletimli ısı dağıtımlı tencere yapmayı biliyorsun, çelikten sandviç yapıp tencerenin tavanın tabanına koyuyorsun da ısınmayan malzemeden tutma aksamı yapmaya aklın ermiyor mu ey imalatçı? Elime koluma kastın mı var senin?

Hayatında yemek yapmamış, olmuş mu diye pilavın kapağını kaldırıp bakmamış, bir gün olsun çaydanlıktan çayını kendi dökmemiş adam mutfak edevatı tasarlarsa olacağı bu işte. Sonra her şeyi tefal düşünsün. Sen düşünsene bi kere de, mal mısın?

Türk imalat, sanayi ve dahi ihracatının utanç kaynağı bu tencereler, çaydanlıklar. Gördükçe ben utanıyorum lan, bir de seviniyor musunuz acaba "ay ne güzel sap yaptık ışıl ışıl paslanmaz çelikten" diye?

3 Ağustos 2009 Pazartesi

şaka yapma hiyerarşisi


Okul, işyeri gibi ortamlarda elemanlar belli bir süre orada bulunmuşlarsa kaçınılmaz olarak kaynaşır, ufak ufak şakalaşmaya başlar. Tayfanın hayvanlık seviyesine, ortamdaki kız miktarına göre bu şakanın dozu ve içerdiği küfür miktarı değişkenlik gösterir. Böyle yerlerde sıkça düşülen yanlışlardan biri de ortamdaki rahatlığa bakarak herkese şaka yapabileceğini düşünmektir.

Diyelim ki ben bardak, arkadaşım tava ve ortamda birtakım kişiler birbirimizle hafif alay ederek şakalaşıyoruz. Kepçe ise yeni, ama tavayla biraz muhabbeti var, benimle yok. Tava bana şaka yapıyorsa bu kepçeye aynı hakkı vermez. Burada kepçe samimiyeti ölçüsünde ancak tavaya şaka yapabilir, bana yapamaz.

Mekana adımını yeni atmış hevesli arkadaşlarla pek kimseye bulaşmayan, bireysel olarak samimiyet kurmamış adamlar bu durum için en kuvvetli adaylarımız oluyor. Havadaki rahatlığı fırsat bilerek orada bir başkasının şaka yaptığı kişiye aynı rahatlıkla şaka edeceklerdir. Şaka edilen taraf insancıl ve anlayışlıysa bu arkadaşı bozmaz, hatta genellikle bozmaz. Bu salak da ortamlara aktım, nası da popüler oldum, "beni severler yeaa" gibi gereksiz triplere girer. Bu gidişe bir dur denmezse bünyesinde bulunan yavşaklığın boyutuna göre günden güne daha da çekilmez hale gelir.

Ne yapmalı?

Fütursuzca bozmalı. Bu kadar. Ortamda kötü insan olur muyum diye düşünmeye dahi gerek yok. Tabii basit bir yavşaklık için adamın hayatını karartmadan, şöyle yerini bildirir mahiyette ince bir ayar gibi.

Peki ama nasıl?

Ciddileşerek. Siz abuk subuk konuşurken bu adam da abuk bir laf edecek, hemen o laf ciddiymiş gibi konuşun, ciddi bir ses tonuyla "niye ki?", "yok canım o kadar da değil" yapın. Haddini bilsin yavşak. Bir yapar iki yapar sonra bırakır, "buna şaka yapılmıyo yeaa" der vazgeçer.

Taarruz ederek. Bu yavşak hakkında bir fikriniz var değil mi? Ne bilim çok konuşuyordur, şişmandır, dikkatsizdir, muhakkak bir zaafı vardır. Yardırın. Sinirinize yenik düşmeden, aynı şaka modunu koruyarak "seni almıcaklarmış girişte göt çapı ölçülüyomuş eheheh" gibi. Yavşak bozulacak, ama herkesin güldüğü o güzel ortamı bozmayı götü yemeyecektir. Bir daha da size ilişmeyecektir.

Alenen siglemeyerek. Manasız manasız bakın, bir şey söylemeden kafayı çevirin. Ya da duymamış gibi yapın. Daha da hayvanlaşmak isterseniz sorarak şakasını birkaç kere tekrarlatın, o esprimsi iyice manasızlaşsın, gerekirse yanınızdakine dönüp "ne dedi anlamadım" deyin.

Bak az evvel bu tiplerden biri yanımdaki adamın kafasına kafasına memelerini vurarak onu dışarı çıkmaya zorladı. Ciddiyim. İşleri buraya getirmeden önlem almak lazım, tedbir hayat kurtarır.

Gözlerinizden öperim.

2 Ağustos 2009 Pazar

dert babası


Mad Men'i seyrederken aklıma geldi, bizim esas abinin kezban karısı var ya Beth, psikologa gidiyor filan. Yattığı yerden bütün gün anlatıyor, eleman yazıyor, arada kocası sorunca bilgi veriyor bir de - vay anasını 60larda hayat, etik metik cidden acayipmiş. Fakat kadın anlatırken psikologun tek bir kelime ettiğini, yorum yaptığını duymuyoruz. Varsa yoksa "devam edin", "anlatın anlatın içinizde kalmasın" diye gaz vermece. Yani bir nevi dağlara taşlara anlatıyor ablam.


Şimdi şöyle ki, zaten psikologun karşımızda arkadaşımızmış gibi "ee sen ne dedin?" "yaa ayıp etmiş tabi" diye konuşmasını beklemiyoruz ama arada "tabii bunların sizin çocukluğunuzda annenizle olan şu şu olayınızla alakası var, öfke dolusunuz" gibi şeyler zırvalamasını bekleriz. Öfke, that's the keyword baby, tüm kötülüklerin anası.


Blog olayı doğdu, büyüdü, popülerleşti, ardından hızla boku çıktı. Kimisi dedi ki vay efendim ben ne istersem onu yazarım, sigerim sogarım beğenmeyen okumasın. Kimisi dedi, iyi güzel de bu kadarı fazla, kimisi de bloggerlar eziktir, internet üzerinde yazan, takma adla içerik oluşturan herkes ezik, herkes korkak, herkes sivilceli, alabildiğine gözlüklü ve dahi ruh hastasıdır dedi. İnsanların arasında ezik, korkak, gözlüklü, ruh hastası ve sivilcelisi bol miktarda var, bu miktarın bir kısmı blog yazıyor. Blogger buna bir kontrol koymamış henüz, bir dur yolcu manifestosu yazmamış giriş sayfasına. Önüne gelen yazıyor, yapılacak bir şey yok. Fakat bu demek değildir ki blog yazan, internet üzerinde bir yerlerde yazılarını tutup başkalarının onu okumasına izin veren her bir kişi böyledir... Nasıldır ya? Ha bulduk, farkedilme arzusuyla dolup taşmaktadır, dikkat çekmeye çalışmaktadır. Yoksa bir insan durup dururken neden özel hayatını, en mahrem duygularını, kimseye diyemediği fikirlerini internet üzerinde herkesin gözleri önüne sersin, değil mi? Bu benim de pek cevabını bilmediğim bir şeydi, öte yandan insanların teşhir etme isteğini tenkit edecek değilim. Herkes bir şeylerini ortaya serip onların beğeni almasını ister, dekolte diye bir şey var mesela, kavram. Hava sıcak diye icat edilmiş değil... Madem insanlar vücutlarını sergiliyor diye bir şey diyemiyoruz, ortaya beyinlerinden parçalar saçtıklarında da aynı super-duper çağdaş anlayışı gösterebilmemiz lazım. Değil mi Ey Özgürlük?


Teşhir sevdasına ilaveten, hani Beth ablamız vardı, psikologa anlatırken aslında dağlara taşlara anlatan. Hah işte çoğu insanın Don Draper gibi dert ortağı tutacak birer finansörü yok. O dağlara taşlara anlatma, iç dökme işinin yerini şimdi internetlere haykırmak aldı. Üstelik de beleş. Üstelik de kim okursa okusun, kim dinlerse dinlesin, hem okusun, isterse bir şey söylemesin. Dinlesin, varsın ben bilmeyeyim. Bonus olarak okusun, beğensin, daha da bonus, namım yürüsün. Madem herkesin gazetelerde köşe alacak imkanı yok, madem herkesin ünlü olacak imkanı yok, ama herkes yazmak, herkes bilinmek, herkes takdir edilmek istiyor, bırakınız yazsınlar. Yazsınlar ki ortaya başka Ajdar'lar çıkmasın.


Toplum sağlığı açısından blog faaliyetinin faydalı olduğuna inanıyorum ben. Hatta doktor olsam daha çok blogger, daha çok blogcu, daha çok sözlük yazardım güzel ve yalnız ülkeme. (nalet olsun ya adam bu lafın bu derece daşhak olacağını bilse söyler miydi acaba, "size iyilik yaramaz hayvanoğluhayvanlar" dese yeri)

bunları da bilelim

Related Posts with Thumbnails