21 Ağustos 2009 Cuma

biz kreativ blogger olmuşak


Çıkıdak çıkıdak çukeeellleeee çıkıdak çıkıdak çukeeellleee...

Şu kısa blogum hayatında bir ödül gördü kreativ oldu. Makyaj Günlüğü Hacer'e çok fena teşekkür ediyorum. Şimdi benimle ilgili 7 ilginç şeyi yazmam lazımmış. Bakalım.

Bir. Yumuşak sebze yiyemem. Sebze yemeği yiyemem. Pişmiş domates, biber, kabak, patlıcan vs. böyle yumuş yumuş. Yosuna basmışçasına huylanırım.

İki. Okula başlayıncaya kadar sütü biberondan içtim. Herhangi bir şeyi bardaktan da biberondan içer gibi içerim. Annem bunu hep yüzüme vurur.

Üç. O kadar ufak tefek ve bebe tipli bir insanım ki tanımayan biri en fazla 16-17 diyor. 26 yaşındayım halbuki.

Dört. Kaşlarımı almıyorum ondan olabilir. Çayırsı olmadıkları için seviyorum onları, ellemiyorum hiç.

Beş. Dört yaşında okumaya başlamışım. Öyle diyorlar.

Altı. Denizi, güneşi hiç sevmem. Yaz mevsimini de sevmem zaten, güneşli havalarda içimi sıkıntılar basar, güneş gözüme gözüme girdikçe sinirli nalet bir insan olurum.

Yedi. Televizyon seyredemem, bunalırım. Haftada 1-2 saat seyrediyorum ama.

Bir de birilerini ödüllendirmem gerekiyor sanırım ama zaten herkes birbirini çoktan şeyettiği için (: benim tanıdığım adamlar almış. Bana kimse kalmadı. Pek kaynaşabilen biri değilim biliyor musun?

Pardon JustMakeUp almamış sanırım, ona gönderdim. Kreativ bi insan kendisi.

Editto: Ödül fotosunu da ekledim, artık bir tam bir bütünüm.
Bi de aklıma bişey daha geldi, yani genelde insanlara ilginç geliyor yazayım dedim. Benim kulaklarım delik değil. Küpe müpe takmıyorum, takamıyorum. Deldirmiyorum da. Öyle.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

kısa kısa - nefret II


- BenÇokDürüstümcüler. HerkesiKendimGibiSanıyorumcular. Türküm, doğruyum, dürüstüm, dobrayım insanları. Dürüstçülerle dobracıları pek ayıramadım aşağıda inceleyeceğim sanırım. (thanx to JustMakeUp)

- Hah evet dobra, dobrayım insanları. Öküzdür bunlar genelde, nerde ne konuşacaklarını bilmezler "..o yüzden hiç arkadaşım yoktur" diye devam ederler. Uzun uzun tahlil etmeye gerek yok işte, her yerdeler.
Geçenlerde son derece upgrade edilmiş bir versiyonuyla muhatap oldum, "ben hiçç arkadan konuşmam, her şeyi insanların yüzüne söylerim" dedi. Lan dur bunu çekip uzatasım geldi şimdi.

- Ergenlik bunalımı. Of of ne desem bilmiyorum hep bu emoluk, gotiklik, sataniklik tarzı şeyler bundan besleniyor. Dikkat et bak bir ergenin ergenlikten çıkma süresi kadar devam etti bunların hepsinin etkisi. Sonra o ergenler o işi bıraktı, arkadan gelenler başka bişey icat etti. Bu böyle. İnternet üzerindeki içeriğin hatrı sayılır miktarı da ergenlikBunalımı-driven. O içerikten nasıl tiksiniyorum bir bilsen...

- Çalmayın çırpmayın konulu sağ tık mesajları, buna rağmen linkin yeni pencerede açılmaması. Geçen biri JavaScriptlen alert koymuş bi kamyon çemkirdi bana. İyi iyi tamam dedim tıkladım linki ve tahmin edin ne oldu, evet aynı pencerede açıldı. Benim de user experienceimin içine edildi. Öte yandan metin seçiliyor mu diye baktım gayet seçiliyordu, yani metni seçip gayet ctrl+c ile kopyaladım filan. Eee ne işe yaradı senin sağ tık engeli? Ancak ctrl+c bilmeyen bir andavalı durdurabildin değil mi? Onun yerine yapsana metinlerini seçilemez, bak o kesin çözüm? Yok illa JavaScript alertiyle çemkirecek bana, komiklik yapacak.

- Ağzını aça aça cak cuk sakız çiğneyenler. Şimdi ben bunu kime söylesem otomatikman "ay iveeet iğraanç" der, "ne var ki lan ben çiğniyorum" diyenle hiç rastlaşmadım daha. Madem herkes nefret ediyor kim çiğniyor bu sakızı böyle, sen çiğnemiyorsan ben çiğnemiyorsam kim lan bu, dellendirmeyin beni!
(- dellenirsen nolur lan?
- abi kusura bakma sana demedim)

- Bilgisayara pc diyenler. pc'yi açtım, pc bozuk, pc aşşa, pc yukarı, pc mühendisi? Jenerik bir adı var onun, bilgisayar. Netcen sen personal mı değil mi, bırak...

- Bir şeyden şikayet edeceklerinde, kendilerince toplumsal bir yaraya parmak basacaklarında canım memleketim, güzel ülkem gibi kinayeler kullananlar, Olacak O Kadar kafası...

- Düğünlerde dans. bir sağa bir sola anlamsız salınış.

- Empati. Empati lafı, empatiden bahsedenler. Ne lan empati, hep size kurumsal eğitimlerde öğretiyorlar böyle siksok şeyleri, gelip saçma sapan konuşuyosunuz sonra. O sertifikalar kötünüze girer inşallah da o an empati yaparak anlarsınız beni.

- Benzer bir sülaleden gelen NLP. Bi ara ne furyaydı dimi, hep kandırdılar insanları "beyninizi programlayarak hayatınızı değiştirin" filan diye. Hayatı bu şekilde değişen tek bir kimse bilmiyorum. Hala inanan var buna, yazık.

- Pozitif enerji, pozitif lafı, negatif enerji... Nedir yani "seni hiç sevmiyorum sütoğlan" demek kötü de negatif insanlar, negatif enerji demek iyi mi? Enerji diye bişey uydurmuşunuz arkadaş nerde bi götünde kurt kaynayan var "ayy çok pozitif bi insan, ay pozitif enerji kaynağım", nerde bi gudubet var ona da "negatif bi insan"... Sevdim de, sevmedim de, ne diye element uyduruyosun ki?

- Aleti edevatı kökleyerek kullananlar. Son sözüm size. Bunlar dışardan gelir "vıyh çok sıcak dur klimayı açayım" der başlar bipbip aleti oynamaya. En düşük sıcaklığa getirip fanı da köklediler mi yanık bağırlara şifa olacak sanırlar. Aynı şekilde sıcağı köklemekten, tost çabuk olsun, yemek çabuk olsun, ütü iyi ütülesin diye görebildiği her düğmeye, termostata abanmak suretiyle tatmin olurlar. Halbuki bak bu klima hayvanının görünen en düşük sıcaklığı 16 derece ama 20 derecede daha verimli çalışıyor. Her türlü düzenekte var bu. Ayrıca ideal oda sıcaklığı 22-23 derece filan. Seni mühendis yapanın amına koyyim ben. Üşüyorum lan?

- Derece merece dedim de aklıma geldi. Isı - sıcaklık ayrımı bilmeyenler, cahil takımı. "21 derece ısı" diye konuşur bunlar. Derece diye ısı olmaz, ısı enerjidir.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

açıkça anlatanlar, şöyle söyleyenler

Sanki lafın bir de kapalısı, kinayelisi var değil mi?
Sanki şöyle söylemek dışında zibilyon tane söylemek biliyor da aradan seçip şöyle söylüyor değil mi?
Bu ne kendini önemsemektir ya rab diye inleyesimiz gelmez mi?

Gelir.

Karşımda "açıkçası onları pek önemsemiyoruz" dendikçe dalar giderim, neden açıkça anlatıyor bana, samimiyetimiz nedir derim. Neden açıyor bana içini, ilk defa alışveriş yaptığım satıcının "sana 25 olur" demesinden ne farkı var açıkça anlatanın? Kimim ki ben? Ama o düşünüyor mu bunu, söyledi gitti açıkça. Döktü bana içini dürüstçe. Belki de ingiliççe kompozisyon yazma tekniklerinden however, therefore, in conclusion gibi görüyor konuşma dilinde açık olmayı, bir olmazsa olmaz, ifadeye zenginlik katan bir unsur gibi görüyor. Alabildiğine açıyor kalbini. Kah şöyle söylüyor bana daha net, daha basit anlatmak için şimdi şöyle söylim, kah dürüst takılıyor.

Benimse içim şişiyor, kahvede dünyayı kurtaran bir emekli öğretmen gibi "dil önemli, Türkçe'mizi ne hale getirdiler" diyorum. Gençlik açıldıkça açılıyor, korkuyorum.

14 Ağustos 2009 Cuma

telefon numarasını sürekli değiştiren pis pinti

Aranamayan, arandığında ulaşılamayan, telefonuna "bu numara kullanılmamaktadır"lar ya da anne, koca, kardeş benzeri aile üyeleri cevap veren tipler, evet onlardan bahsediyorum, onlar telefon numarasını sürekli değiştiren dallamalar.

Bunları arayıp sormamak müstehak, aramıyorsun demeye kalkarsa da ağzına ağzına vurmak lazım. Sanki ben senin sürekli değiştirdiğin numaranı takip etmek zorundayım, sanki ben seni ararken sürekli akrabalarınla muhatap olmak zorundayım, sanki o kadar adamla konuştuktan sonra hala seninle konuşmayı isteyeceğim kadar muhteşem bir insansın... Sabrımı tükettin, ömrümü bitirdin. Başbakansın sanki her aradığımda telefonuna başkası çıkıyor, ben kardeşiyim telefonları değiştik de. Mal mısın arkadaşım sen, elindeki numarayı bütün arkadaş portföyüyle neden elaleme veriyorsun? Kimsenin numarası lazım olmuyor mu sana?

İnsan telefon numarasını neden değiştirir? Neden? O amunakoduğum operatör üç kuruş ucuza konuşturuyor diye he mi? Ben senin o küçük hesapçı kafanın içine sıçayım o zaman. Üç kuruş cebinde kalacak sandın, babayı almışsındır inşallah, sil lan telefonumu rehberinden... Senin gibi adamı arayan soranı da eşşekler siksin.

Başka? Harbiden sordum çünkü, aga dedim neden değişiyor bu numara böyle, ne ayak dedim, "o numara herkeste vardı". Vay anam vay gerekçeye bak, orospu musun sen, niye telefonunu herkes birbirine dağıtıyor? Konuşmak istemediğin adamlara a.k.a herkese neden veriyorsun numaranı? Ya da ne diye bi zamanlar numaranı verdiğin adamlardan kaçmaya çalışıyon peki, yamuk mu yaptın dengesiz misin? Yoksa hayatına sık sık yeniden yön verenlerden misin?

Aynı böyle düzenli olarak çevre değiştiren, telefon numarası değiştiren, msn değiştiren karılar var. Ay herkeste vardı, e verme olmasın herkeste? Kafana silah mı dayadılar, neden benim telefonum herkeste yok? Neden hala ilk aldığım telefon numarasını, ilk kaydolduğum msn adresini kullanıyorum acaba?

Nasıl oluyor da oluyor?

Bi gün lazım olur kenarda dursun diye abuk subuk herifleri listeme ekleyip kırıtmadığım için olabilir mi? Sürekli birbirine yamuk yapan arkadaş gruplarında profesyonel yamuk yapıcı, arkadaşının ex iyle çıkıcı değilim ondan olabilir mi peki? Ya da basitçe telefonu sadece konuşmak, iletişim kurmak, aradığımı bulmak ve arandığımda bulunmak için kullanıyorum, ne diyorsun yavrum yanlışlarda mıyım?

Bu telefon işini ciddiye alalım bak lütfen diyorum rica ediyorum.

çarli harpır gömleği


Two and a Half Men'in Charlie Harper'ı var ya, ev sahibi hani, abisiyle oğlunu evde besleyen pezeveng tipli bir arkadaş? Onun gömleklerine site yapmışlar aha;

http://www.charlieharpershirts.com/homepage.html

Şaka değil üstelik, ciddi ciddi bu gömleklerden almak, alıp üstüne giymek isteyen varmış.

Sırf bu gömlekler yüzünden ben bu diziyi böyle baya eski bi şey sanıyodum da Emmy'e filan aday olduğunu görünce şaşırdım kaldıydım. Yani şu envai çeşit giyim malzemesinin bulunabildiği çağımızda bu derece çirkin gömlekleri bu derece cepli şortlarla, alabildiğine beyaz çoraplarla kombinleyen, saçları inanılmayacak derecede demode bir insanın kadın götürebilitesi ancak geçmiş zamanlarda mümkün gibi gelmişti, yanlışım varmış.

bunları da bilelim

Related Posts with Thumbnails